Aslına bakarsanız bunun öyle net bir yanıtı yok. Bir test uygulanıyor ama test bir matematik sınavı gibi değil. Yani testi yanıtlayanın ne kadar doğru cevaplar verdiğini garantilemeniz zor. Ama genel olarak, ilk önce fiziki cinsiyetinizden genel bir memnuniyetsizlik halinin olması, bunun belirli bir süre değilde hep böyle olması , ve kendinizi fiziksel cinsiyetinizin karşıtı cinsiyetin üyesi olarak görmeniz, ayrıca fiziksel cnisiyetinizle ilgili olarak da doğuştan bir sorun olmaması gerekiyor. Yani fiziksel olarak hiçbir kusurunuz olmayacak ve kendinizi her zaman fiziksel olarak karşı cinsin üyesi olarak tarif edeceksiniz.
Doğrusu bu kişinin kendisinin transseksüel olup olmamasına karar vermede yardımcı olacaktır. Oysa başka birisi bunu nasıl anlayabilir?
Bunu anlatmamın en kolay yolu kendimle ilgili anılarımı paylaşmam olacak sanırım. Buradan siz gereken ipuçlarını çıkartın artık.
Daha ilkokula bile başlamadan birşeylerin ters gittiği belliydi aslında. Arkadaşlarım genellikle kızdı ve vaktimi hep onlarla evcilik ve yakar top oynayarak, ve ip atlayarak geçiriyordum. Bu bir zaman sonra alay konusu olunca "kızların içinde kızılcık bebe" diye, misket ve futbol oynamayı denedim, ama hem hiç beğenmedim, hem de erkeklerle vakit geçirmek hoşuma gitmedi. Alaylardan çekindiğimden ve erkeklerle oynamak istemediğimden, evden dışarı çıkmamaya başladım. Sanırım alay edilmenin baskısıyla, neden misket oynamak yerine evcilik oynadığımı merak ettiğimi hatırlıyorum.
İlkokul ufuk açıcı bir dönemdi benim için. Dersler özelikle fen dersleri (hayat bilgisi sanırım) yeterince vaktimi aldığından zaten artık dışarıda geçirecek pek vaktim olmuyordu. Ama birgün annemle babamı düşünerek ileride hangisi olacağımı kendime sorduğumu ve babam olmayacağımı bildiğimi hatırlıyorum. Öteki taraftan annem de diyemediğimi çünkü alay edildiğimi hatırlayınca korktuğumu hatırlayabiliyorum.
Bu dönemde kanımca en belirgin ipucu çocuğun kendi başına karar verdiğinde yaptığı tercih. Şayet karar bir yönlendirmeye uğruyorsa, alay edilmek gibi, düzelme yanıltıcıdır.
Düşününce dikkatimi çeken bir diğer hususda, özellikle büyük erkeklerle yani amcalar ve evli abilerle olan iletişim kurma yatkınlığımdı. Kız çocuklarında da bu eğilimi görüyorum, ama kız çocuklarında baba en ideal erkek modeldir. Oysa babam hiçbir şekilde, hiçbir zaman benim için bir erkek model teşkil etmedi, niyesini bilmiyorum ama oldum olası nefret ederdim ondan. Öyle ki, yürümeye başladığımda ilk yaptığım icraatlerin başında daha sabah aldığı maaşını, o uyurken çekmecenin en dibindeki cüzdandan çıkartıp merkez bankasının bile kabul edemediği kadar küçük parçalara ayırmak olmuş. Babamla aramdaki tarifsiz nefretin sebebi hakkında hiç bir fikrim yok, bana sorarsanız daha anne karnına düştüğümde başlamıştı bu nefret. Böyle birşey işte.
Ortaokulda ise zamanla erkek arkadaşlarımla daha çok vakit geçirmeye başladım. Bilincim ilkokuldakinden çok daha gelişmiş olduğu halde, herhangi bir cinsel dürtü hissetmediğimden bunu yadırgamıyor hatta kendimi buna teşvik ediyordum, ne de olsa daha önce kızlarla fazla vakit geçirdiğim için alay etmişlerdi. Ama fazla geçmeden daha 2.sınıfın ortalarında işin rengi değişmeye başladı. İlk defa birşeylerin yolunda gitmediğini ergenliğe girdiğim dönemde farkettim. Yine de bu dönemde dışarıdan farkedilecek bir ipucu olduğunu sanmıyorum, çünkü daha varsa bile kadınsı davranışların sırıtmadığı çocuksu bir dönem, erkek arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, belki de en anlaşılamayacak dönem.
Liseye başladığım ilk gün arka sıradaki çocuğa çarpıldığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Dakka bir gol bir, ama ne çarpılış. Öyle böyle değil, ve daha önce hiç mi hiç yaşamadığım birşey. Onun yanında elimin ayağıma nasıl dolaştığını, onunla konuşurken nasıl kızarıp terlediğimi, heyecanlandığımı ve kekelediğimi anlatamam. Leyla gibi deyimi ilk kez bu kadar anlaşılırdı benim için, ve bütün gece uyumayıp sadece onu ve kendimi hayal ettim. Ancak ertesi sabah berbat ve felaket bir biçimde bir şeylerin ters gittiğini anladığımda, kendi şartlarıma göre yapabileceklerimin ne olabileceğini düşündüm. Bir bunu, bir de çocuğu düşünüyordum. İki sene böyle geçti.
Bu süre zarfında o çocuk defalarca bize geldi. Ders çalıştık durduk. Bence bu, lise dönemi için bir ipucu olamaz, çünkü bir o kadar da samimi olduğum kız arkadaşlarım vardı. Esas ipucu kadınsı tavırların sırıtmaya başlamasıydı. Annemin bir seferinde "yürü bakiyim, sen kırıtıyor musun yoksa?" dediğini ve yine ilkokul öncesinde alay edilmesinde olduğu gibi toparladığımı hatırlıyorum. Annemin bu yaklaşımı günün birinde ona açılma ihtimalimi de tümüyle ortadan kaldırıverdi.
Diğer taraftan iki sene boyunca ters giden şeyin genel hatlarını kafamda çizmiş ve ne gibi tedbirler alabileceğimi hesaplamaya başlamıştım. Çocukla olan arkadaşlığımız ise bir tür flörte dönüştü desem yeridir, hayır hayır düpedüz flörttü. Beni ondan kıskanan başka erkek arkadaşlarım da olunca... Tam anlamıyla karman çorman bir dönemdi. Ne onlar benim onların gözünde ne olduğumu, ve aramızdaki ilişkinin ne olduğunu biliyordu ne de ben. Biri sabah evden alıyordu, diğeri öğleden sonra eve bırakıyordu. Öbürü ise hafta sonu gezmeye hatta sinemaya götürüyordu. Bir keresinde elimi tutup öptüğünü hatırlıyorum. Biri öbüründen, öbürü diğerinden kıskanıyor, sürekli kavgalar çıkıyordu. Üniversite sınavı yaklaşıyordu, ben okulumun birincisiydim, işin kötü tarafı, bu arkadaşlarımın aileleri onların benle görüşmesi için adeta seferberlik ilan etmişlerdi. Çünkü şayet o dönemde mesela kendimi köprüden atsam kesin elimde testler olacaktı.
Yine kıskançlık kavgası çıktığı bir gün, bir bahar günü, okuldan eve geldim, oturdum ve düşünmeye başladım. İlk defa durumumun adını koymayı deniyordum ve eşcinsel olduğumu kabul ettim. O gün beni çok zor bir hayatın beklediğini, zihnime ve bedenime her zaman saygılı olacağıma, ve işleri asla daha da kötüleştirmeyeceğime söz verdiğimi yazmışım günlüğüme.
Şimdi bu günlüğü annem yada babam okusa ne anlardı bilemiyorum, ama çocuğun haberi olmadan bu tür eşyalar ama aynen alındığı gibi geri koymak şartıyla -ben defterin ve üzerine koyduğum kalemin yönünü bile hatta kaçıncı kitabın altında olduğunu dahi hatırlardım- incelenebilir. Fakat çocuk bunu farkederse sorsanız bile inkar ederek, faydadan çok zarar verebilir. Sanırım çocukla çok iyi bir arkadaş ilişkisi kurmak ve dahası güven sağlamak önemli. Evet en çok bu önemli. Annemle aram çok iyiydi ama sanırım o sorusuyla beni bir hayli rencide ettiğinden söyleyeceğim olacaksa bile vazgeçirmişti.
Bundan elinize ne geçer? Çocuğunuzun yada ne bileyim kardeşinizin maceralarını mahalleliden duymazsınız, durumundan haberiniz olur. Ama neye yarar? Burası Türkiye, ya bir temiz dayak atar çocuğu hiç yapmayacağı deliliklere sürüklersiniz, ya bir doktora gidersiniz o size, 1970'lerde tarih olan işkence yöntemlerini anlatır homofobisini üzerinize kusar, yada çocuğu evlendirmeye kalkarsınız, evlendiği kızın da başını yakarsınız, ya ne bileyim umudum yok benim. Çünkü basit bir örnek vereyim size, yaklaşımınıza göre siz karar verin.
Fransa'da liselerde prezervatif makineleri bulunuyor.
İşin aslı şu, Fransa'da da tüm Avrupa'da olduğu gibi, gençler dizginlenemediğinden, laf dinletilemediğinden, gençlerin gencecik yaşlarda hamile kalmasını yada hastalık bulaşmasını engellemek için, prezervatif makineleri kondu ve ücretsiz. Avrupa'lı başedemediği sorunları mümkün olan en az hasarla atlatmayı tercih eder. Biz ise başedemediğimiz sorunları kabul etmemeyi ve mümkün olan en ağır hasarla atlatmayı hatta erkekliğe laf gelmesindense atlatamamayı yeğleriz.
1970'lerde kabul edilen yöntemin esası da budur. Onlar da biliyor ameliyatla fiziksel cinsiyeti değiştirilenlerin anadan üryan kadın olmadığını, kabak gibi sırıttıklarını en azından ses konusunu çözemiyorlar. Ama öyle yaşayıp giderek sosyal bir felakete dönüşerek bu insanların daha büyük toplumsal sorunlar üretmesindense, daha az toplumsal sorunlar üretmesini tercih ediyorlar. Bayıldıklarından değil. O döneme kadar bir sürü çalışma, terapi, deney, zihinsel cinsiyetin geri dönüştürülemediğini göstermiş. Geriye kalan seçeneği yürürlüğe koymuşlar.
Şimdi gel gelelim ben bunu burada kime nasıl anlatayım o yaşta? Bir kız arkadaşıma anlattım. Zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Burası özellikle önemli.
Kız arkadaşım ki bir daha asla bir kadından böylesine içten bir yardım görmedim, aksine hep alay edildim, kendi meselesi gibi, nereden bulmuşsa araştırıp bulmuş, beni bir doktora götürdü.
İşte burası artık Avrupa ve Amerika'da resmi olarak kabul edilmiş bir disiplinin, Türkiye koşullarında nasıl kırılıma uğradığını gösteren içler acısı bir örnek. Tekrarlamak istiyorum, bu yöntemler oralarda da yıllarca uygulanarak sonuç alınamadığından, üstelik işleri daha da kötüleştirdiğinden terk edilmiş. Kimsenin oralarda transseksüellere yada eşcinsellere bayıldığını sanmayın.
Diğer bir günlükte de yazdığım gibi, bırakın 1970'lerden beri uygulanan prosedürleri uygulamayı, düpedüz güvenerek ve inanarak gittiğim bir profesyonelden ancak homofobik diyebileceğimiz bir yaklaşım gördüm. En azından yaşadığım sorunları sorsaydı ona mesela erkek arkadaşlarımı anlatacak, akıl alabilecektim.
Bu kadar uzun bir yazının özeti şudur; çocuğunuzu yada kardeşinizi yada her kimse, durumunu lise sonuna kadar farkettiniz ve size anlatmasını güven ilişkisi kurarak sağladınız sağladınız. Öteki türlü zaten su yolunu bulacaktır. Ondan sonrası zaten sizin kontrolünüz dışında gelişmeye başlayacaktır. En önemlisi güven unsurudur.
Şayet onu kaybetmeyi göze alırsanız, birşey diyemem. Ama büyük acılar yaşamasına engel olabilir misiniz, emin değilim ama mümkün olabilir. Çünkü olayın bir de şu yönü var, ne derseniz deyin, bazen bir musibet gerekiyor.
Fakat şu çok ama çok önemli; şayet bir transseksüelse, kendisini benim eskiden sandığım gibi bir eşcinsel sanması engellenebilir, bu da çok ütopik olan hayallerin derin hayal kırıklıklarıyla neticelenip, çocuğunuzun sosyal yaşamdan tümüyle kopması engellenebilir. Belki de Avrupalılar gibi düşünürsünüz belli mi olur?
21 Ekim 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Benimde durumum buna benzer. Gel gör ki hayattan bezmiş bir insan olarak ölmeyi çok istediğim bir dönemde doktorumdan aileme söylemesini rica ettim. Ve haala pişmanım ':(
YanıtlaSilYazınızı belki de tez demeliyim, çok beğendim. Eğer araştıran olursa o kişilere çok büyük katkıda bulunmuş olursunuz. Yalnız bir tarafında bir hata gördüm belki de sonradan düzeltilmiş bir şey diyelim çünkü 2009 yılında yayınlamışsınız. Artık ses değiştirmek mümkündür.
YanıtlaSil