Transseksüellik, hastalık olarak kabul edilmekle birlikte, belki de en isteksizce hastalık olarak kabul edilen hastalıktır. Böyle bir isteksizliğin, teşhis ve tedaviyi nasıl etkileyeceğini bir düşünün.
Transseksüel sayılmanın birkaç ana şartı vardır. Bunlardan ilki kişinin fiziksel cinsiyetinden memnun olmamasıdır. İkincisi bu memnuniyetsizliğin, belirli bir zamana yada belirli şartlara özgü olmamasıdır. Burada kastedilen bireyin fiziksel cinsiyetinden her zaman ve her koşulda memnuniyetsiz oluşudur. Örneğin stres altındayken, yada depresif dönemlere özgü olamaz. Üçüncüsü ise bireyin fiziksel cinsiyetiyle ilgili bir sorunu olmamasıdır. Sonuncusu da herhangi bir hastalığın fiziksel cinsiyetin gelişmini yada işleyişini bozmamış olması, bozmamış oluşudur.
Şimdi şöyle düşünün, karşınızda sapasağlam birisi var. Fiziksel olarak ne bir kusuru, ne de sorunu var. Cinsel organların gelişiminde yada işleyişinde hiçbir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi. Tabi böylesi bir durumda her insan tereddüte düşer. Fiziksel hiçbir arızası olmamasına rağmen fiziksel cinsiyetinden memnun değil. O zaman psikolojik bir sorun olduğu akla gelir.
Bir de şöyle düşünün. Çocuğunuzun okuması için herşeyi yapıyorsunuz, her imkanı sağlıyorsunuz. Olmuyor, olmuyor. Okumak ne kelime, umurunda bile değil. Siz sağladığınız bunca imkanı düşünerek normal şartlarda olması gerekeni yani aslında başarı beklerken, bir de tam tersi durumla karşılaşıyorsunuz. Anlamak da tereddüt ediyorsunuz, ve üstelik bir de sinirleniyorsunuz.
Her iki düşünce örneğimle de aslında transseksüellerin karşı karşıya kaldıkları yaklaşımın temelindeki mantığı düz ve basit örneklerle vermeye çalıştım. Tabi bunlar benim karşılaştıklarımdan yola çıkarak ürettiğim düşünceler.
Benim burada yapmak istediğim şey insanların transseksüelleri anlamasını sağlamak değil. Yaşadığım tecrübelerden yola çıkarak, yardım almak için gittiğimiz doktorlar tarafından anlaşılmadığımızı görerek doktorlara, konunun uzmanlarına derdimi anlatmak.
Çoğu doktorun, transseksüelliğin bir hastalık olduğu konusunda bile tereddütleri var bana göre. Çoğuna göre bu psikolojik bir durum ve şizofreni gibi birşey. Hal böyle olunca işte burası çok önemli tedavinin şekli değişiyor. Yanlış tedavinin meydana getirebileceği sonuçları tartışmanın hiç bir anlamı yok, buna herkes katılıyordur herhalde. Dolayısıyla yanlış tedavilerle insanların felaketlerine neden olunabiliniyor.
26 Ekim 2009 Pazartesi
23 Ekim 2009 Cuma
Transseksüellik Bir Hastalık Mıdır?
Neresinden bakarsanız bakın normal bir durum değil transseksüellik. Eşcinselliğin bir sapıklık olduğunu iddia edebilirsiniz, çünkü bir heteroseksüelsinizdir, ama ne sapıklık, ne de hastalık. İnanın bunun üzerine bir sürü çalışmalar yapılmış ve aksi ıspatlanamadığı için hem sapıklık hem de hastalık kategorisinden çıkartılmış.
Transseksüelliğin de bir tür sapıklık olmadığı tıpkı eşcinsellik gibi kabul edilen bir görüş, ama hastalık olduğu kabul ediliyor. Cinsel kimlik bozukluğu olarak tanımlanıyor. Disfori de daha çok transseksüellere özel yada daha çok transseksüeller için kullanılan ayrı bir tıp terimi. Bir ruh halini ifade eden bir hastalık.
Bir transseksüele rahatsız edici gelebilir belki ama kesinlikle onu hastalık kategorisine koyanlar, üstelik de cinsel kimlik bozukluğu altında, ödevlerine iyi çalışmışlar bence.
Bugünkü çözüm yöntemi 2 senelik izleme sonunda şayet hastanın transseksüel olduğu fikri oluşursa doktorlarında, bir 2 sene daha hormon tedavisi ve kadınca yaşamaya alışma evresinin ardından cinsiyet değiştirme ameliyatıdır. Ek estetik ameliyatlar da gerekebiliyor.
Bu arada, yabancıların bu süreçleri tanımlarken transseksüelleri rencide etmemek amacıyla kullandıkları terimlerdeki itinayı bir görseniz, kaç takla attıklarını anlar, bir kere daha boşuna bu kadar ilerlemediler dersiniz. Yine hatırlatıyorum, bayıldıklarından değil. Etik değerler... Bir de bizdeki laflara bakın. Genellikle hiçbir kullanımı pozitif olmayan terimler. Neyse...
Bu yöntem, hakkını yememek lazım, iyi para dökünce biraz da şansın yardımıyla mükemmel sonuçlar verebiliyor. Bu konuyu araştırdığım için biliyorum, sadece ses sorunu dışında, değil siz kolay kolay kimsenin ruhu bile duymayabilir, o denli örnekler var.
Şans dedim, çünkü bazılarının tipi zaten çok güzel, kemik gelişimi çok erkeksi olmuyor, işin ustalarına gidince de hiç abartmıyorum muhteşem sonuçlar ortaya çıkıyor. Ama ses dışında doğurganlığı da unutmamak lazım. Sürekli olarak östrojen hormonunu dışarıdan almak zorunda kalındığını da ekleyeyim.
Bu yöntem fazlasıyla karavana. Yani hem çok çirkin hem de az paranız varsa, yürüyen bir garabete dönüşebilirsiniz. Tamamen şans. Ama ilginçtir ki aslında doğumun kendisi böyle. Kim kimin güzel yada çirkin olacağını garanti edebiliyor ki? Bu bakımdan garip gelebilir size ama bana çok adil geliyor.
Benim üzerinde en çok durduğum şey zahmeti, riskleri, sonrası değil. Sonrası zaten bu ülkede spesifik örnekler dışında öncesinden farklı başka bir felaket. Spesifik örnekler ise, başkalarınca zorlanmıyor, kendi kendilerine işi rezilliğe döküyorlar. Buradaki esas sorun, yaş meselesi. Yani sorunu çok önce farkedip aileler bu süreci birey daha herhangi sosyal bir trajedi yaşamadan öne çekebilirse, muhtemelen yaşanan sorunlar da tolere edilebilir. Hatta erken yaşlarda farkedilip, gerekenler zamanında yapıldığında birey ses sorunu bile yaşamaz, en fazla doğurgan olmayan bir kadın olur. Ama sesi yüzünden deşifre olup, doğal fahişe muamelesi görmez toplum içinde. Bu nedenle çocuğu dikkatle izlemekte yada aslında şöyle desem daha doğru olur, gözlerine batan ufacık bir hususta boşvermeyip doğru doktorlara başvurmalarında büyük fayda var. Tekrar belirtelim, dünyada uygulanan prosedür yukarı bahsettiğim prosedürdür. Geri kalanlar 1970 öncesiden kalma işkence yöntemleridir ve sakın buna izin vermeyin.
Tabi kimseyi çocuk yaşta ameliyat masasına yatırmazlar merak etmeyin, bildiğim kadarıyla bütün bunların da prosedürleri var, bunları da oturup düşünüyorlar.
Ama yaş ilerledikçe geçirilen travmanın şiddeti arttığı ve bıraktığı izleri derinleştiğinden, ayrıca bilinç fazlasıyla geliştiğinden bunların tolere edilmesi, yeni yaşama adapte olunması pek mümkün olmayabilir. Mesela bana, şimdi Afrodit olacaksın deseler, cesaret edemem. Çünkü geçmişi tolere edip, bir de yeni yaşama adapte olmak, pek de altından kalkamayacağım bir yük. Bir de çığrından çıkmak var, bunca yılın anormal yaşamı, bunca yılın açlığı... Ürkütücü geliyor bana.
Tavsiyem çok net bu konuda. Koşullar uygunsa ve idealist bir ruh hastası değilseniz benim gibi, hiç tereddüt etmeyin. Koşulları yukarıda anlatmaya çalıştım. On metre öteden kabak gibi sırıtıp, hedef tahtasındaki hedefe dönecekseniz, bu halinizle kalın en azından kendinizi gizlemeniz için bir şansınız olur. Yaşınız ve fiziksel koşullarınız ile maddi durumunuz müsaitse, ve ailenizden de bu konuda onay alabilirseniz ki onlarsız kendi başınıza sakın ha kalkışmayın, hiç mi hiç tereddüt etmeyin derim.
Yüzde yüz de sonuç beklemeyin, herşey düzelecek, sorun kalmayacak sanmayın, ama unutmayın nice güzel kadınlar, nice yakışıklı erkekler, bizim gibi dertleri tasaları yokken bile başları dertten kurtulmuyor. Kimse dertsiz tasasız değil.
Transseksüelliğin de bir tür sapıklık olmadığı tıpkı eşcinsellik gibi kabul edilen bir görüş, ama hastalık olduğu kabul ediliyor. Cinsel kimlik bozukluğu olarak tanımlanıyor. Disfori de daha çok transseksüellere özel yada daha çok transseksüeller için kullanılan ayrı bir tıp terimi. Bir ruh halini ifade eden bir hastalık.
Bir transseksüele rahatsız edici gelebilir belki ama kesinlikle onu hastalık kategorisine koyanlar, üstelik de cinsel kimlik bozukluğu altında, ödevlerine iyi çalışmışlar bence.
Bugünkü çözüm yöntemi 2 senelik izleme sonunda şayet hastanın transseksüel olduğu fikri oluşursa doktorlarında, bir 2 sene daha hormon tedavisi ve kadınca yaşamaya alışma evresinin ardından cinsiyet değiştirme ameliyatıdır. Ek estetik ameliyatlar da gerekebiliyor.
Bu arada, yabancıların bu süreçleri tanımlarken transseksüelleri rencide etmemek amacıyla kullandıkları terimlerdeki itinayı bir görseniz, kaç takla attıklarını anlar, bir kere daha boşuna bu kadar ilerlemediler dersiniz. Yine hatırlatıyorum, bayıldıklarından değil. Etik değerler... Bir de bizdeki laflara bakın. Genellikle hiçbir kullanımı pozitif olmayan terimler. Neyse...
Bu yöntem, hakkını yememek lazım, iyi para dökünce biraz da şansın yardımıyla mükemmel sonuçlar verebiliyor. Bu konuyu araştırdığım için biliyorum, sadece ses sorunu dışında, değil siz kolay kolay kimsenin ruhu bile duymayabilir, o denli örnekler var.
Şans dedim, çünkü bazılarının tipi zaten çok güzel, kemik gelişimi çok erkeksi olmuyor, işin ustalarına gidince de hiç abartmıyorum muhteşem sonuçlar ortaya çıkıyor. Ama ses dışında doğurganlığı da unutmamak lazım. Sürekli olarak östrojen hormonunu dışarıdan almak zorunda kalındığını da ekleyeyim.
Bu yöntem fazlasıyla karavana. Yani hem çok çirkin hem de az paranız varsa, yürüyen bir garabete dönüşebilirsiniz. Tamamen şans. Ama ilginçtir ki aslında doğumun kendisi böyle. Kim kimin güzel yada çirkin olacağını garanti edebiliyor ki? Bu bakımdan garip gelebilir size ama bana çok adil geliyor.
Benim üzerinde en çok durduğum şey zahmeti, riskleri, sonrası değil. Sonrası zaten bu ülkede spesifik örnekler dışında öncesinden farklı başka bir felaket. Spesifik örnekler ise, başkalarınca zorlanmıyor, kendi kendilerine işi rezilliğe döküyorlar. Buradaki esas sorun, yaş meselesi. Yani sorunu çok önce farkedip aileler bu süreci birey daha herhangi sosyal bir trajedi yaşamadan öne çekebilirse, muhtemelen yaşanan sorunlar da tolere edilebilir. Hatta erken yaşlarda farkedilip, gerekenler zamanında yapıldığında birey ses sorunu bile yaşamaz, en fazla doğurgan olmayan bir kadın olur. Ama sesi yüzünden deşifre olup, doğal fahişe muamelesi görmez toplum içinde. Bu nedenle çocuğu dikkatle izlemekte yada aslında şöyle desem daha doğru olur, gözlerine batan ufacık bir hususta boşvermeyip doğru doktorlara başvurmalarında büyük fayda var. Tekrar belirtelim, dünyada uygulanan prosedür yukarı bahsettiğim prosedürdür. Geri kalanlar 1970 öncesiden kalma işkence yöntemleridir ve sakın buna izin vermeyin.
Tabi kimseyi çocuk yaşta ameliyat masasına yatırmazlar merak etmeyin, bildiğim kadarıyla bütün bunların da prosedürleri var, bunları da oturup düşünüyorlar.
Ama yaş ilerledikçe geçirilen travmanın şiddeti arttığı ve bıraktığı izleri derinleştiğinden, ayrıca bilinç fazlasıyla geliştiğinden bunların tolere edilmesi, yeni yaşama adapte olunması pek mümkün olmayabilir. Mesela bana, şimdi Afrodit olacaksın deseler, cesaret edemem. Çünkü geçmişi tolere edip, bir de yeni yaşama adapte olmak, pek de altından kalkamayacağım bir yük. Bir de çığrından çıkmak var, bunca yılın anormal yaşamı, bunca yılın açlığı... Ürkütücü geliyor bana.
Tavsiyem çok net bu konuda. Koşullar uygunsa ve idealist bir ruh hastası değilseniz benim gibi, hiç tereddüt etmeyin. Koşulları yukarıda anlatmaya çalıştım. On metre öteden kabak gibi sırıtıp, hedef tahtasındaki hedefe dönecekseniz, bu halinizle kalın en azından kendinizi gizlemeniz için bir şansınız olur. Yaşınız ve fiziksel koşullarınız ile maddi durumunuz müsaitse, ve ailenizden de bu konuda onay alabilirseniz ki onlarsız kendi başınıza sakın ha kalkışmayın, hiç mi hiç tereddüt etmeyin derim.
Yüzde yüz de sonuç beklemeyin, herşey düzelecek, sorun kalmayacak sanmayın, ama unutmayın nice güzel kadınlar, nice yakışıklı erkekler, bizim gibi dertleri tasaları yokken bile başları dertten kurtulmuyor. Kimse dertsiz tasasız değil.
22 Ekim 2009 Perşembe
Transseksüellerin Yaşadığı En büyük Sıkıntılar
Fiziksel olarak erkek olan transseksüellerin yaşadığı en büyük sıkıntı kendilerini ifade ederken yaşadıkları çaresizliktir. Çünkü kendilerini ifade etmeye kalktıklarında, normal sayılamayacak bir tepkiyle karşılaşırlar.
Bu anormal tepkinin çok doğal, ve genellikle her bireyde aşağı yukarı aynı şekilde gelişiyor olması, bana bunun tümüyle homofobiden kaynaklanamayacağını düşündürüyor. Bu tepkinin en önemli nedenini estetik olmayışı oluşturuyor. Yani bir erkeğin kadınsı tavırları kesinlikle estetik değil, aksine itici ve rahatsız edicidir. Ama bir kadının erkeksi tavırları mesela, evet estetik değil, ama itici ve rahatsız edici de olmadığından, ve biraz da komik geldiğinden sempati toplayabiliyor, ama kesinlikle anormal boyutlarda bir nefrete ve sosyal felaketlere neden olmuyor.
Homofobi ise, biraz insan haklarıyla ilgili bir konu. Gelişmemiş ülkelerde bu konuya genel insan haklarına yaklaşımdan daha iyi yaklaşılmasını ben mantığa uygun bulmuyorum, beklemiyorum da. Fakat unutmamak gerekir ki, Amerika gibi bir ülkede, "Eşcinselsiz birgün" adı altında protesto eylemleri yapılıyor, Finlandiya gibi neredeyse dünyanın en gelişmiş ülkesinde, bir dönmeyle üstelikte tanınmış bir sanatçıyla bir televizyon programında alay edilebiliyor. İşte bunu homofobiyle açıklayamayız.
Bu kısa parantezden sonra konunun özüne dönmekte fayda var. Kendini ifade edebilme, sosyal yaşamdaki ilk önceliktir. Aksi takdirde, sosyal yaşamda işiniz çok zordur, çünkü kendinizi ifade edemiyorsunuzdur. Anlamadığınız bir dilde konuşan birisiyle anlaşmaya çalıştığınızı düşünün. Aslında yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi transseksüeller kendilerini ifade etmiyor değiller, ettiklerinde olanlar yüzünden, yani bir de bunu kabul görmesi gerekiyor, kabul görmediğinden büyük sıkıntı yaşıyorlar. Yaşadıkları çaresizlik de işte tam olarak bu; kendilerini ifade ettiklerinde kabul görmüyorlar, ama kabul görecek olanın da nasıl ifade edeceğini bilmiyorlar, ve bu öyle öğrenilecek birşey değil, şayet öyle olsaydı, koca tarih boyunca kadın erkekliği, erkek kadınlığı öğrenir, birbirlerini her konuda anlar, birbirilerini yiyip durmazlardı.
Bu, pratikteki en büyük sorunları. Teoride ise durum şu, zihinsel ve fiziksel cinsiyet bir cinsel kimliği meydana getiriyor. Heteroseksüeller ve eşcinseller, bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamıyorlar. Ama transseksüellerin bu birbirinin zıddı cinsiyetlerinden oluşan cinsel kimlikleri heteroseksüeller ve eşcinsellerce kabul görmüyor ve anormal bir tepki görüyor. Bir ekleme yapmakta fayda var, eşcinseller de toplumdan tepki gördüğünden (genellikle transseksüellerle karıştırıldıklarından onlarla aynı tepkiyi alırlar, karıştırılmadıklarında da benzer bir tepki alırlar) transseksüellerle aynı kaderi paylaşırlar ve eşcinseller transseksüellere en azından saygı duyarlar. Ama bu, eşcinsellerin transseksüelleri aşağılamadığını göstermez. Benim tecrübelerim, alay konusu olan çoğu eşcinselin, transseksüelleri aşağılamak konusunda heteroseksüelleri bile geride bıraktığını gösteriyor. Gerçekten en tartışmayacağım şeylerden biri de budur.
Bu nedenle Amerika ve Avrupa ile, Sağlık Bakanlığının dökümanlarında, transseksüellik cinsel kimlik bozukluğu olarak geçer. Bence de çok doğru bir sınıflandırmadır bu, ve bu işi araştıranların ödevlerine ne kadar iyi çalıştıklarını gösteriyor.
Cinsel kimlik, emin olun tüm hayatınız için bir zemin oluşturur ve tüm hayatınızı etkiler. Cinsel kimliğinizle ilgili bir sıkıntı yaşarsanız, yine emin olun herşeyle sıkıntı yaşarsınız.
Transseksüellerin yaşamlarını sosyal bir trajediye çeviren ana neden budur. Her konuda sıkıntı yaşamaya başlayan transseksüeller, zamanla disfori denilen daha büyük bir başbelasıyla bu sefer kendileriyle de uğraşmak zorunda kalırlar.
Disforini bir tanımı şöyle: "Çevreye ilginin kaybolduğu, kötümserliğin ortaya çıktığı ve genellikle aşırı uyanmışlığın eşlik ettiği bir keyifsizlik durumu.". Bir başka tanımı da şöyle: "Sıkıntı, üzüntü, çoğu kez de öfkeyle ortaya konulan memnuniyetsizlik durumu, dengesiz karakter.".
Toplumsal nefrete ve dışlanmaya maruz kalabilirsiniz, zorluklar ve zahmet sizi yorar. Ama genel bir isteksizlik ve keyifsizlik hali sizi mahveder. Artık yaşamak için sadece toplumla değil, bir de kendinizle mücadele etmek zorunda kalırsınız.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim, disfori bir transseksüelin en ama en çok önemsemesi gereken şeydir. Zamanla, gün ve gün, ağır ağır gelişir, bir kanser gibi zihninizi sarar. Ve bu noktadan sonra onunla mücadele etmek herşeyden daha zordur, zahmetlidir. Bu nedenle en çok disfori gelişimi izlenmelidir, ve transseksüeller en çok bu konuda uyanık olmalıdır.
Çünkü disforinin sadece psikolojik etkisi yoktur. Örneğin sosyal yaşamı reddetmeye başlarsınız. Bu öyle "Sosyal Yaşamı Reddediyorum!" demekle olmaz, mesela ben, çalışmak için kendimi ikna edemiyorum artık. İşsizim, iş başvurusu bile yapmıyorum, yakın çevremin uğraşları da bir işe yaramıyor. İş görüşmesi ayarlandığında ya gitmiyorum, daha doğrusu sosyal yaşamdan öylesine korkar hale gelmişim ki gidemiyorum, gittiğimde ne kadar isteksiz olduğum hemen anlaşılıyor. Psikolojik etkisi korku, isteksizlik ama bir de fiziksel bir yönü var, artık kendi paramı kazanamıyorum.
Şimdi sakın şöyle de düşünmeyin, on metreden bağıran bir tip de değilim. Kimseyle işim olmadı, kimseye kaba tabirle "yılışmışlığım, yavşamışlığım" yoktur, ama bir şekilde insanlar sizi rahatsız ediyor, dahası çok ileri gidebiliyor, ve gidiyorlar, hem de hiçbir nedenleri yokken yapıyorlar bunu. Mesela çok da iyi bir kariyerim oldu, ama iş hayatında yaşadıklarım hala aklımın alamadığı noktalara geldi, inanılmaz haksızlıklara uğradım, sonunda nefret ettim, korktum ve vazgeçtim. Bu öyle kızgınlık yada kırgınlıkla verilen bir tepki değil, aklıma geldikçe kalp atışlarımın hızlandığı, terlemeye başladığım, ve düşünmeye devam ettikçe titremeye başladığım bir durum oldu benim için. Bir de çalıştığımı düşünün. İş görüşmelerine gittiğimdeki halimi düşünün.
Şimdi bulunduğum noktadaki birisi için, sosyal bir trajedi kaçınılmazdır. Tek bir alternatif senaryo vardır, o da birisinin sizi bu durumdan çekip çıkarmasıdır, ama iş çekip çıkarmakla bitmeyecektir, çok özel ve yakın bir ilgiyle, zamana ve karşı tarafın sabrına ihtiyacınız olacaktır.
Bu anormal tepkinin çok doğal, ve genellikle her bireyde aşağı yukarı aynı şekilde gelişiyor olması, bana bunun tümüyle homofobiden kaynaklanamayacağını düşündürüyor. Bu tepkinin en önemli nedenini estetik olmayışı oluşturuyor. Yani bir erkeğin kadınsı tavırları kesinlikle estetik değil, aksine itici ve rahatsız edicidir. Ama bir kadının erkeksi tavırları mesela, evet estetik değil, ama itici ve rahatsız edici de olmadığından, ve biraz da komik geldiğinden sempati toplayabiliyor, ama kesinlikle anormal boyutlarda bir nefrete ve sosyal felaketlere neden olmuyor.
Homofobi ise, biraz insan haklarıyla ilgili bir konu. Gelişmemiş ülkelerde bu konuya genel insan haklarına yaklaşımdan daha iyi yaklaşılmasını ben mantığa uygun bulmuyorum, beklemiyorum da. Fakat unutmamak gerekir ki, Amerika gibi bir ülkede, "Eşcinselsiz birgün" adı altında protesto eylemleri yapılıyor, Finlandiya gibi neredeyse dünyanın en gelişmiş ülkesinde, bir dönmeyle üstelikte tanınmış bir sanatçıyla bir televizyon programında alay edilebiliyor. İşte bunu homofobiyle açıklayamayız.
Bu kısa parantezden sonra konunun özüne dönmekte fayda var. Kendini ifade edebilme, sosyal yaşamdaki ilk önceliktir. Aksi takdirde, sosyal yaşamda işiniz çok zordur, çünkü kendinizi ifade edemiyorsunuzdur. Anlamadığınız bir dilde konuşan birisiyle anlaşmaya çalıştığınızı düşünün. Aslında yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi transseksüeller kendilerini ifade etmiyor değiller, ettiklerinde olanlar yüzünden, yani bir de bunu kabul görmesi gerekiyor, kabul görmediğinden büyük sıkıntı yaşıyorlar. Yaşadıkları çaresizlik de işte tam olarak bu; kendilerini ifade ettiklerinde kabul görmüyorlar, ama kabul görecek olanın da nasıl ifade edeceğini bilmiyorlar, ve bu öyle öğrenilecek birşey değil, şayet öyle olsaydı, koca tarih boyunca kadın erkekliği, erkek kadınlığı öğrenir, birbirlerini her konuda anlar, birbirilerini yiyip durmazlardı.
Bu, pratikteki en büyük sorunları. Teoride ise durum şu, zihinsel ve fiziksel cinsiyet bir cinsel kimliği meydana getiriyor. Heteroseksüeller ve eşcinseller, bu konuda hiçbir sıkıntı yaşamıyorlar. Ama transseksüellerin bu birbirinin zıddı cinsiyetlerinden oluşan cinsel kimlikleri heteroseksüeller ve eşcinsellerce kabul görmüyor ve anormal bir tepki görüyor. Bir ekleme yapmakta fayda var, eşcinseller de toplumdan tepki gördüğünden (genellikle transseksüellerle karıştırıldıklarından onlarla aynı tepkiyi alırlar, karıştırılmadıklarında da benzer bir tepki alırlar) transseksüellerle aynı kaderi paylaşırlar ve eşcinseller transseksüellere en azından saygı duyarlar. Ama bu, eşcinsellerin transseksüelleri aşağılamadığını göstermez. Benim tecrübelerim, alay konusu olan çoğu eşcinselin, transseksüelleri aşağılamak konusunda heteroseksüelleri bile geride bıraktığını gösteriyor. Gerçekten en tartışmayacağım şeylerden biri de budur.
Bu nedenle Amerika ve Avrupa ile, Sağlık Bakanlığının dökümanlarında, transseksüellik cinsel kimlik bozukluğu olarak geçer. Bence de çok doğru bir sınıflandırmadır bu, ve bu işi araştıranların ödevlerine ne kadar iyi çalıştıklarını gösteriyor.
Cinsel kimlik, emin olun tüm hayatınız için bir zemin oluşturur ve tüm hayatınızı etkiler. Cinsel kimliğinizle ilgili bir sıkıntı yaşarsanız, yine emin olun herşeyle sıkıntı yaşarsınız.
Transseksüellerin yaşamlarını sosyal bir trajediye çeviren ana neden budur. Her konuda sıkıntı yaşamaya başlayan transseksüeller, zamanla disfori denilen daha büyük bir başbelasıyla bu sefer kendileriyle de uğraşmak zorunda kalırlar.
Disforini bir tanımı şöyle: "Çevreye ilginin kaybolduğu, kötümserliğin ortaya çıktığı ve genellikle aşırı uyanmışlığın eşlik ettiği bir keyifsizlik durumu.". Bir başka tanımı da şöyle: "Sıkıntı, üzüntü, çoğu kez de öfkeyle ortaya konulan memnuniyetsizlik durumu, dengesiz karakter.".
Toplumsal nefrete ve dışlanmaya maruz kalabilirsiniz, zorluklar ve zahmet sizi yorar. Ama genel bir isteksizlik ve keyifsizlik hali sizi mahveder. Artık yaşamak için sadece toplumla değil, bir de kendinizle mücadele etmek zorunda kalırsınız.
Kendi tecrübelerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim, disfori bir transseksüelin en ama en çok önemsemesi gereken şeydir. Zamanla, gün ve gün, ağır ağır gelişir, bir kanser gibi zihninizi sarar. Ve bu noktadan sonra onunla mücadele etmek herşeyden daha zordur, zahmetlidir. Bu nedenle en çok disfori gelişimi izlenmelidir, ve transseksüeller en çok bu konuda uyanık olmalıdır.
Çünkü disforinin sadece psikolojik etkisi yoktur. Örneğin sosyal yaşamı reddetmeye başlarsınız. Bu öyle "Sosyal Yaşamı Reddediyorum!" demekle olmaz, mesela ben, çalışmak için kendimi ikna edemiyorum artık. İşsizim, iş başvurusu bile yapmıyorum, yakın çevremin uğraşları da bir işe yaramıyor. İş görüşmesi ayarlandığında ya gitmiyorum, daha doğrusu sosyal yaşamdan öylesine korkar hale gelmişim ki gidemiyorum, gittiğimde ne kadar isteksiz olduğum hemen anlaşılıyor. Psikolojik etkisi korku, isteksizlik ama bir de fiziksel bir yönü var, artık kendi paramı kazanamıyorum.
Şimdi sakın şöyle de düşünmeyin, on metreden bağıran bir tip de değilim. Kimseyle işim olmadı, kimseye kaba tabirle "yılışmışlığım, yavşamışlığım" yoktur, ama bir şekilde insanlar sizi rahatsız ediyor, dahası çok ileri gidebiliyor, ve gidiyorlar, hem de hiçbir nedenleri yokken yapıyorlar bunu. Mesela çok da iyi bir kariyerim oldu, ama iş hayatında yaşadıklarım hala aklımın alamadığı noktalara geldi, inanılmaz haksızlıklara uğradım, sonunda nefret ettim, korktum ve vazgeçtim. Bu öyle kızgınlık yada kırgınlıkla verilen bir tepki değil, aklıma geldikçe kalp atışlarımın hızlandığı, terlemeye başladığım, ve düşünmeye devam ettikçe titremeye başladığım bir durum oldu benim için. Bir de çalıştığımı düşünün. İş görüşmelerine gittiğimdeki halimi düşünün.
Şimdi bulunduğum noktadaki birisi için, sosyal bir trajedi kaçınılmazdır. Tek bir alternatif senaryo vardır, o da birisinin sizi bu durumdan çekip çıkarmasıdır, ama iş çekip çıkarmakla bitmeyecektir, çok özel ve yakın bir ilgiyle, zamana ve karşı tarafın sabrına ihtiyacınız olacaktır.
21 Ekim 2009 Çarşamba
İş Hayatınızda Nelerle Karşılaşabilirsiniz?
Ne kadar dikkat ederseniz edin, sizi birileri çözecektir, ve o birileri genellikle önce erkekler olacaktır, sonra kadınlar. Onlar da bol bol dedikodunuzu yapıp, farketmeyenlerin de farketmesini sağlayacak, sonra yavaş yavaş sizi yemlemeye başlayacaktır, haşa ve kella eşcinsel olmayan heteroseksüel baylar.
Hiç olmaz demeyin, evli barklı adamların dünya tacizine uğradım, üstelik Allah var, ne kimseye bulaşmışlığım oldu, ne de onlara bu fırsatı verecek bir davranışım. Tabi öyle iki günde olmuyor bunlar aradan aylar hatta yıllar geçiyor, başınıza geldiğinde şaka diyorsunuz, önce anlamıyorsunuz sonra tacizin dozu arttıkça yok canım diyorsunuz, siz misiniz daha hala çözemeyen...
Gece yarılarına kadar mesailere dikilebilirsiniz mesela, orada başbaşa kalınca size oldukça saçma gelen şeyin saçma ama gerçek olduğunu anlıyorsınız. Yani şöyle diyorsunuz, "ya bu adamın bir eksiği yok, hele evli, hele de ortada fıstık gibi hatunlar zebil, yani baka baka hele de çirkin bana mı, Allah Allah?". Ama öyle değil işte. Basit bir kural işler. Artık oyunda geçilecek bir düzeysiniz siz. Kadın zaten her tarafta, ellerini sallasalar ellisi. Siz bir tür avsınız artık.
Olmadı, tuvalette öbür müdür, abuk subuk espiriler patlatınca, olmadı el şakası yapınca, mesela siz de suratına bir tane patlattığınızda işinizden olabilir misiniz mesela?
Yada 3 yıldır sesi çıkmayan iş arkadaşınız canının sizi fena halde çektiğini söylediği gün, asansörde öpmeye kalktığında inerseniz, arkanızdan şöyle diyebilir mi mesela "çok istedi ibne peşimde azmı koştu."?
Ben her anlamazlıktan geldiğimde aklımın hala alamadığı şeyler yaşadım. Şimdi diyorum ki, bu adamları indirseydim, gıkları bile çıkamazdı. Sürekli yükselir, iş sorunum da olmazdı size garanti ediyorum. Hiç abartmıyorum. Bu yüzden düpedüz ibne olduğunu bildiğiniz kişilere kimse gıkını çıkartamıyorsa benim yapmadığımı yapmıştır.
Aslına bakarsanız, şu sıralar bu tarz moda. "Çünkü bu millet de bundan anlıyor.". Bu anlatım bir başkasına ait. Ama hak vermiyor da değilim. Diyor ki, "şimdi bir kadınla birlikte olsa ve ortaya çıksa, olan kadına olur, ama bir eşcinselle olduğu ortaya çıksa eşcinsele hiçbirşey olmaz.".
Ben ahlakı savunurum hep. Ama söyleyeyim sonunda, en sonunda sosyal yaşamdan kopuyor, ne erkeğiyle ne de kadınıyla arkadaşlık kurmaya korkuyorsunuz. Kimisi istediğini yapamadığı için kimisi de hiç hak etmediğiniz dedikodular yüzünden size gıcık yapıp sizi çalışmaya tövbe ettiriyor.
İş hayatı demeyin bana. İnanılmaz, inanılmaz bir ahlaksızlıktır iş hayatı. Kadını, erkeği, hele ibnesi hepsi bir acayip.
Hayır hayır, özel üretim bir türüm ben.
Hiç olmaz demeyin, evli barklı adamların dünya tacizine uğradım, üstelik Allah var, ne kimseye bulaşmışlığım oldu, ne de onlara bu fırsatı verecek bir davranışım. Tabi öyle iki günde olmuyor bunlar aradan aylar hatta yıllar geçiyor, başınıza geldiğinde şaka diyorsunuz, önce anlamıyorsunuz sonra tacizin dozu arttıkça yok canım diyorsunuz, siz misiniz daha hala çözemeyen...
Gece yarılarına kadar mesailere dikilebilirsiniz mesela, orada başbaşa kalınca size oldukça saçma gelen şeyin saçma ama gerçek olduğunu anlıyorsınız. Yani şöyle diyorsunuz, "ya bu adamın bir eksiği yok, hele evli, hele de ortada fıstık gibi hatunlar zebil, yani baka baka hele de çirkin bana mı, Allah Allah?". Ama öyle değil işte. Basit bir kural işler. Artık oyunda geçilecek bir düzeysiniz siz. Kadın zaten her tarafta, ellerini sallasalar ellisi. Siz bir tür avsınız artık.
Olmadı, tuvalette öbür müdür, abuk subuk espiriler patlatınca, olmadı el şakası yapınca, mesela siz de suratına bir tane patlattığınızda işinizden olabilir misiniz mesela?
Yada 3 yıldır sesi çıkmayan iş arkadaşınız canının sizi fena halde çektiğini söylediği gün, asansörde öpmeye kalktığında inerseniz, arkanızdan şöyle diyebilir mi mesela "çok istedi ibne peşimde azmı koştu."?
Ben her anlamazlıktan geldiğimde aklımın hala alamadığı şeyler yaşadım. Şimdi diyorum ki, bu adamları indirseydim, gıkları bile çıkamazdı. Sürekli yükselir, iş sorunum da olmazdı size garanti ediyorum. Hiç abartmıyorum. Bu yüzden düpedüz ibne olduğunu bildiğiniz kişilere kimse gıkını çıkartamıyorsa benim yapmadığımı yapmıştır.
Aslına bakarsanız, şu sıralar bu tarz moda. "Çünkü bu millet de bundan anlıyor.". Bu anlatım bir başkasına ait. Ama hak vermiyor da değilim. Diyor ki, "şimdi bir kadınla birlikte olsa ve ortaya çıksa, olan kadına olur, ama bir eşcinselle olduğu ortaya çıksa eşcinsele hiçbirşey olmaz.".
Ben ahlakı savunurum hep. Ama söyleyeyim sonunda, en sonunda sosyal yaşamdan kopuyor, ne erkeğiyle ne de kadınıyla arkadaşlık kurmaya korkuyorsunuz. Kimisi istediğini yapamadığı için kimisi de hiç hak etmediğiniz dedikodular yüzünden size gıcık yapıp sizi çalışmaya tövbe ettiriyor.
İş hayatı demeyin bana. İnanılmaz, inanılmaz bir ahlaksızlıktır iş hayatı. Kadını, erkeği, hele ibnesi hepsi bir acayip.
Hayır hayır, özel üretim bir türüm ben.
Nasıl Anlaşılır?
Aslına bakarsanız bunun öyle net bir yanıtı yok. Bir test uygulanıyor ama test bir matematik sınavı gibi değil. Yani testi yanıtlayanın ne kadar doğru cevaplar verdiğini garantilemeniz zor. Ama genel olarak, ilk önce fiziki cinsiyetinizden genel bir memnuniyetsizlik halinin olması, bunun belirli bir süre değilde hep böyle olması , ve kendinizi fiziksel cinsiyetinizin karşıtı cinsiyetin üyesi olarak görmeniz, ayrıca fiziksel cnisiyetinizle ilgili olarak da doğuştan bir sorun olmaması gerekiyor. Yani fiziksel olarak hiçbir kusurunuz olmayacak ve kendinizi her zaman fiziksel olarak karşı cinsin üyesi olarak tarif edeceksiniz.
Doğrusu bu kişinin kendisinin transseksüel olup olmamasına karar vermede yardımcı olacaktır. Oysa başka birisi bunu nasıl anlayabilir?
Bunu anlatmamın en kolay yolu kendimle ilgili anılarımı paylaşmam olacak sanırım. Buradan siz gereken ipuçlarını çıkartın artık.
Daha ilkokula bile başlamadan birşeylerin ters gittiği belliydi aslında. Arkadaşlarım genellikle kızdı ve vaktimi hep onlarla evcilik ve yakar top oynayarak, ve ip atlayarak geçiriyordum. Bu bir zaman sonra alay konusu olunca "kızların içinde kızılcık bebe" diye, misket ve futbol oynamayı denedim, ama hem hiç beğenmedim, hem de erkeklerle vakit geçirmek hoşuma gitmedi. Alaylardan çekindiğimden ve erkeklerle oynamak istemediğimden, evden dışarı çıkmamaya başladım. Sanırım alay edilmenin baskısıyla, neden misket oynamak yerine evcilik oynadığımı merak ettiğimi hatırlıyorum.
İlkokul ufuk açıcı bir dönemdi benim için. Dersler özelikle fen dersleri (hayat bilgisi sanırım) yeterince vaktimi aldığından zaten artık dışarıda geçirecek pek vaktim olmuyordu. Ama birgün annemle babamı düşünerek ileride hangisi olacağımı kendime sorduğumu ve babam olmayacağımı bildiğimi hatırlıyorum. Öteki taraftan annem de diyemediğimi çünkü alay edildiğimi hatırlayınca korktuğumu hatırlayabiliyorum.
Bu dönemde kanımca en belirgin ipucu çocuğun kendi başına karar verdiğinde yaptığı tercih. Şayet karar bir yönlendirmeye uğruyorsa, alay edilmek gibi, düzelme yanıltıcıdır.
Düşününce dikkatimi çeken bir diğer hususda, özellikle büyük erkeklerle yani amcalar ve evli abilerle olan iletişim kurma yatkınlığımdı. Kız çocuklarında da bu eğilimi görüyorum, ama kız çocuklarında baba en ideal erkek modeldir. Oysa babam hiçbir şekilde, hiçbir zaman benim için bir erkek model teşkil etmedi, niyesini bilmiyorum ama oldum olası nefret ederdim ondan. Öyle ki, yürümeye başladığımda ilk yaptığım icraatlerin başında daha sabah aldığı maaşını, o uyurken çekmecenin en dibindeki cüzdandan çıkartıp merkez bankasının bile kabul edemediği kadar küçük parçalara ayırmak olmuş. Babamla aramdaki tarifsiz nefretin sebebi hakkında hiç bir fikrim yok, bana sorarsanız daha anne karnına düştüğümde başlamıştı bu nefret. Böyle birşey işte.
Ortaokulda ise zamanla erkek arkadaşlarımla daha çok vakit geçirmeye başladım. Bilincim ilkokuldakinden çok daha gelişmiş olduğu halde, herhangi bir cinsel dürtü hissetmediğimden bunu yadırgamıyor hatta kendimi buna teşvik ediyordum, ne de olsa daha önce kızlarla fazla vakit geçirdiğim için alay etmişlerdi. Ama fazla geçmeden daha 2.sınıfın ortalarında işin rengi değişmeye başladı. İlk defa birşeylerin yolunda gitmediğini ergenliğe girdiğim dönemde farkettim. Yine de bu dönemde dışarıdan farkedilecek bir ipucu olduğunu sanmıyorum, çünkü daha varsa bile kadınsı davranışların sırıtmadığı çocuksu bir dönem, erkek arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, belki de en anlaşılamayacak dönem.
Liseye başladığım ilk gün arka sıradaki çocuğa çarpıldığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Dakka bir gol bir, ama ne çarpılış. Öyle böyle değil, ve daha önce hiç mi hiç yaşamadığım birşey. Onun yanında elimin ayağıma nasıl dolaştığını, onunla konuşurken nasıl kızarıp terlediğimi, heyecanlandığımı ve kekelediğimi anlatamam. Leyla gibi deyimi ilk kez bu kadar anlaşılırdı benim için, ve bütün gece uyumayıp sadece onu ve kendimi hayal ettim. Ancak ertesi sabah berbat ve felaket bir biçimde bir şeylerin ters gittiğini anladığımda, kendi şartlarıma göre yapabileceklerimin ne olabileceğini düşündüm. Bir bunu, bir de çocuğu düşünüyordum. İki sene böyle geçti.
Bu süre zarfında o çocuk defalarca bize geldi. Ders çalıştık durduk. Bence bu, lise dönemi için bir ipucu olamaz, çünkü bir o kadar da samimi olduğum kız arkadaşlarım vardı. Esas ipucu kadınsı tavırların sırıtmaya başlamasıydı. Annemin bir seferinde "yürü bakiyim, sen kırıtıyor musun yoksa?" dediğini ve yine ilkokul öncesinde alay edilmesinde olduğu gibi toparladığımı hatırlıyorum. Annemin bu yaklaşımı günün birinde ona açılma ihtimalimi de tümüyle ortadan kaldırıverdi.
Diğer taraftan iki sene boyunca ters giden şeyin genel hatlarını kafamda çizmiş ve ne gibi tedbirler alabileceğimi hesaplamaya başlamıştım. Çocukla olan arkadaşlığımız ise bir tür flörte dönüştü desem yeridir, hayır hayır düpedüz flörttü. Beni ondan kıskanan başka erkek arkadaşlarım da olunca... Tam anlamıyla karman çorman bir dönemdi. Ne onlar benim onların gözünde ne olduğumu, ve aramızdaki ilişkinin ne olduğunu biliyordu ne de ben. Biri sabah evden alıyordu, diğeri öğleden sonra eve bırakıyordu. Öbürü ise hafta sonu gezmeye hatta sinemaya götürüyordu. Bir keresinde elimi tutup öptüğünü hatırlıyorum. Biri öbüründen, öbürü diğerinden kıskanıyor, sürekli kavgalar çıkıyordu. Üniversite sınavı yaklaşıyordu, ben okulumun birincisiydim, işin kötü tarafı, bu arkadaşlarımın aileleri onların benle görüşmesi için adeta seferberlik ilan etmişlerdi. Çünkü şayet o dönemde mesela kendimi köprüden atsam kesin elimde testler olacaktı.
Yine kıskançlık kavgası çıktığı bir gün, bir bahar günü, okuldan eve geldim, oturdum ve düşünmeye başladım. İlk defa durumumun adını koymayı deniyordum ve eşcinsel olduğumu kabul ettim. O gün beni çok zor bir hayatın beklediğini, zihnime ve bedenime her zaman saygılı olacağıma, ve işleri asla daha da kötüleştirmeyeceğime söz verdiğimi yazmışım günlüğüme.
Şimdi bu günlüğü annem yada babam okusa ne anlardı bilemiyorum, ama çocuğun haberi olmadan bu tür eşyalar ama aynen alındığı gibi geri koymak şartıyla -ben defterin ve üzerine koyduğum kalemin yönünü bile hatta kaçıncı kitabın altında olduğunu dahi hatırlardım- incelenebilir. Fakat çocuk bunu farkederse sorsanız bile inkar ederek, faydadan çok zarar verebilir. Sanırım çocukla çok iyi bir arkadaş ilişkisi kurmak ve dahası güven sağlamak önemli. Evet en çok bu önemli. Annemle aram çok iyiydi ama sanırım o sorusuyla beni bir hayli rencide ettiğinden söyleyeceğim olacaksa bile vazgeçirmişti.
Bundan elinize ne geçer? Çocuğunuzun yada ne bileyim kardeşinizin maceralarını mahalleliden duymazsınız, durumundan haberiniz olur. Ama neye yarar? Burası Türkiye, ya bir temiz dayak atar çocuğu hiç yapmayacağı deliliklere sürüklersiniz, ya bir doktora gidersiniz o size, 1970'lerde tarih olan işkence yöntemlerini anlatır homofobisini üzerinize kusar, yada çocuğu evlendirmeye kalkarsınız, evlendiği kızın da başını yakarsınız, ya ne bileyim umudum yok benim. Çünkü basit bir örnek vereyim size, yaklaşımınıza göre siz karar verin.
Fransa'da liselerde prezervatif makineleri bulunuyor.
İşin aslı şu, Fransa'da da tüm Avrupa'da olduğu gibi, gençler dizginlenemediğinden, laf dinletilemediğinden, gençlerin gencecik yaşlarda hamile kalmasını yada hastalık bulaşmasını engellemek için, prezervatif makineleri kondu ve ücretsiz. Avrupa'lı başedemediği sorunları mümkün olan en az hasarla atlatmayı tercih eder. Biz ise başedemediğimiz sorunları kabul etmemeyi ve mümkün olan en ağır hasarla atlatmayı hatta erkekliğe laf gelmesindense atlatamamayı yeğleriz.
1970'lerde kabul edilen yöntemin esası da budur. Onlar da biliyor ameliyatla fiziksel cinsiyeti değiştirilenlerin anadan üryan kadın olmadığını, kabak gibi sırıttıklarını en azından ses konusunu çözemiyorlar. Ama öyle yaşayıp giderek sosyal bir felakete dönüşerek bu insanların daha büyük toplumsal sorunlar üretmesindense, daha az toplumsal sorunlar üretmesini tercih ediyorlar. Bayıldıklarından değil. O döneme kadar bir sürü çalışma, terapi, deney, zihinsel cinsiyetin geri dönüştürülemediğini göstermiş. Geriye kalan seçeneği yürürlüğe koymuşlar.
Şimdi gel gelelim ben bunu burada kime nasıl anlatayım o yaşta? Bir kız arkadaşıma anlattım. Zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Burası özellikle önemli.
Kız arkadaşım ki bir daha asla bir kadından böylesine içten bir yardım görmedim, aksine hep alay edildim, kendi meselesi gibi, nereden bulmuşsa araştırıp bulmuş, beni bir doktora götürdü.
İşte burası artık Avrupa ve Amerika'da resmi olarak kabul edilmiş bir disiplinin, Türkiye koşullarında nasıl kırılıma uğradığını gösteren içler acısı bir örnek. Tekrarlamak istiyorum, bu yöntemler oralarda da yıllarca uygulanarak sonuç alınamadığından, üstelik işleri daha da kötüleştirdiğinden terk edilmiş. Kimsenin oralarda transseksüellere yada eşcinsellere bayıldığını sanmayın.
Diğer bir günlükte de yazdığım gibi, bırakın 1970'lerden beri uygulanan prosedürleri uygulamayı, düpedüz güvenerek ve inanarak gittiğim bir profesyonelden ancak homofobik diyebileceğimiz bir yaklaşım gördüm. En azından yaşadığım sorunları sorsaydı ona mesela erkek arkadaşlarımı anlatacak, akıl alabilecektim.
Bu kadar uzun bir yazının özeti şudur; çocuğunuzu yada kardeşinizi yada her kimse, durumunu lise sonuna kadar farkettiniz ve size anlatmasını güven ilişkisi kurarak sağladınız sağladınız. Öteki türlü zaten su yolunu bulacaktır. Ondan sonrası zaten sizin kontrolünüz dışında gelişmeye başlayacaktır. En önemlisi güven unsurudur.
Şayet onu kaybetmeyi göze alırsanız, birşey diyemem. Ama büyük acılar yaşamasına engel olabilir misiniz, emin değilim ama mümkün olabilir. Çünkü olayın bir de şu yönü var, ne derseniz deyin, bazen bir musibet gerekiyor.
Fakat şu çok ama çok önemli; şayet bir transseksüelse, kendisini benim eskiden sandığım gibi bir eşcinsel sanması engellenebilir, bu da çok ütopik olan hayallerin derin hayal kırıklıklarıyla neticelenip, çocuğunuzun sosyal yaşamdan tümüyle kopması engellenebilir. Belki de Avrupalılar gibi düşünürsünüz belli mi olur?
Doğrusu bu kişinin kendisinin transseksüel olup olmamasına karar vermede yardımcı olacaktır. Oysa başka birisi bunu nasıl anlayabilir?
Bunu anlatmamın en kolay yolu kendimle ilgili anılarımı paylaşmam olacak sanırım. Buradan siz gereken ipuçlarını çıkartın artık.
Daha ilkokula bile başlamadan birşeylerin ters gittiği belliydi aslında. Arkadaşlarım genellikle kızdı ve vaktimi hep onlarla evcilik ve yakar top oynayarak, ve ip atlayarak geçiriyordum. Bu bir zaman sonra alay konusu olunca "kızların içinde kızılcık bebe" diye, misket ve futbol oynamayı denedim, ama hem hiç beğenmedim, hem de erkeklerle vakit geçirmek hoşuma gitmedi. Alaylardan çekindiğimden ve erkeklerle oynamak istemediğimden, evden dışarı çıkmamaya başladım. Sanırım alay edilmenin baskısıyla, neden misket oynamak yerine evcilik oynadığımı merak ettiğimi hatırlıyorum.
İlkokul ufuk açıcı bir dönemdi benim için. Dersler özelikle fen dersleri (hayat bilgisi sanırım) yeterince vaktimi aldığından zaten artık dışarıda geçirecek pek vaktim olmuyordu. Ama birgün annemle babamı düşünerek ileride hangisi olacağımı kendime sorduğumu ve babam olmayacağımı bildiğimi hatırlıyorum. Öteki taraftan annem de diyemediğimi çünkü alay edildiğimi hatırlayınca korktuğumu hatırlayabiliyorum.
Bu dönemde kanımca en belirgin ipucu çocuğun kendi başına karar verdiğinde yaptığı tercih. Şayet karar bir yönlendirmeye uğruyorsa, alay edilmek gibi, düzelme yanıltıcıdır.
Düşününce dikkatimi çeken bir diğer hususda, özellikle büyük erkeklerle yani amcalar ve evli abilerle olan iletişim kurma yatkınlığımdı. Kız çocuklarında da bu eğilimi görüyorum, ama kız çocuklarında baba en ideal erkek modeldir. Oysa babam hiçbir şekilde, hiçbir zaman benim için bir erkek model teşkil etmedi, niyesini bilmiyorum ama oldum olası nefret ederdim ondan. Öyle ki, yürümeye başladığımda ilk yaptığım icraatlerin başında daha sabah aldığı maaşını, o uyurken çekmecenin en dibindeki cüzdandan çıkartıp merkez bankasının bile kabul edemediği kadar küçük parçalara ayırmak olmuş. Babamla aramdaki tarifsiz nefretin sebebi hakkında hiç bir fikrim yok, bana sorarsanız daha anne karnına düştüğümde başlamıştı bu nefret. Böyle birşey işte.
Ortaokulda ise zamanla erkek arkadaşlarımla daha çok vakit geçirmeye başladım. Bilincim ilkokuldakinden çok daha gelişmiş olduğu halde, herhangi bir cinsel dürtü hissetmediğimden bunu yadırgamıyor hatta kendimi buna teşvik ediyordum, ne de olsa daha önce kızlarla fazla vakit geçirdiğim için alay etmişlerdi. Ama fazla geçmeden daha 2.sınıfın ortalarında işin rengi değişmeye başladı. İlk defa birşeylerin yolunda gitmediğini ergenliğe girdiğim dönemde farkettim. Yine de bu dönemde dışarıdan farkedilecek bir ipucu olduğunu sanmıyorum, çünkü daha varsa bile kadınsı davranışların sırıtmadığı çocuksu bir dönem, erkek arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, belki de en anlaşılamayacak dönem.
Liseye başladığım ilk gün arka sıradaki çocuğa çarpıldığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Dakka bir gol bir, ama ne çarpılış. Öyle böyle değil, ve daha önce hiç mi hiç yaşamadığım birşey. Onun yanında elimin ayağıma nasıl dolaştığını, onunla konuşurken nasıl kızarıp terlediğimi, heyecanlandığımı ve kekelediğimi anlatamam. Leyla gibi deyimi ilk kez bu kadar anlaşılırdı benim için, ve bütün gece uyumayıp sadece onu ve kendimi hayal ettim. Ancak ertesi sabah berbat ve felaket bir biçimde bir şeylerin ters gittiğini anladığımda, kendi şartlarıma göre yapabileceklerimin ne olabileceğini düşündüm. Bir bunu, bir de çocuğu düşünüyordum. İki sene böyle geçti.
Bu süre zarfında o çocuk defalarca bize geldi. Ders çalıştık durduk. Bence bu, lise dönemi için bir ipucu olamaz, çünkü bir o kadar da samimi olduğum kız arkadaşlarım vardı. Esas ipucu kadınsı tavırların sırıtmaya başlamasıydı. Annemin bir seferinde "yürü bakiyim, sen kırıtıyor musun yoksa?" dediğini ve yine ilkokul öncesinde alay edilmesinde olduğu gibi toparladığımı hatırlıyorum. Annemin bu yaklaşımı günün birinde ona açılma ihtimalimi de tümüyle ortadan kaldırıverdi.
Diğer taraftan iki sene boyunca ters giden şeyin genel hatlarını kafamda çizmiş ve ne gibi tedbirler alabileceğimi hesaplamaya başlamıştım. Çocukla olan arkadaşlığımız ise bir tür flörte dönüştü desem yeridir, hayır hayır düpedüz flörttü. Beni ondan kıskanan başka erkek arkadaşlarım da olunca... Tam anlamıyla karman çorman bir dönemdi. Ne onlar benim onların gözünde ne olduğumu, ve aramızdaki ilişkinin ne olduğunu biliyordu ne de ben. Biri sabah evden alıyordu, diğeri öğleden sonra eve bırakıyordu. Öbürü ise hafta sonu gezmeye hatta sinemaya götürüyordu. Bir keresinde elimi tutup öptüğünü hatırlıyorum. Biri öbüründen, öbürü diğerinden kıskanıyor, sürekli kavgalar çıkıyordu. Üniversite sınavı yaklaşıyordu, ben okulumun birincisiydim, işin kötü tarafı, bu arkadaşlarımın aileleri onların benle görüşmesi için adeta seferberlik ilan etmişlerdi. Çünkü şayet o dönemde mesela kendimi köprüden atsam kesin elimde testler olacaktı.
Yine kıskançlık kavgası çıktığı bir gün, bir bahar günü, okuldan eve geldim, oturdum ve düşünmeye başladım. İlk defa durumumun adını koymayı deniyordum ve eşcinsel olduğumu kabul ettim. O gün beni çok zor bir hayatın beklediğini, zihnime ve bedenime her zaman saygılı olacağıma, ve işleri asla daha da kötüleştirmeyeceğime söz verdiğimi yazmışım günlüğüme.
Şimdi bu günlüğü annem yada babam okusa ne anlardı bilemiyorum, ama çocuğun haberi olmadan bu tür eşyalar ama aynen alındığı gibi geri koymak şartıyla -ben defterin ve üzerine koyduğum kalemin yönünü bile hatta kaçıncı kitabın altında olduğunu dahi hatırlardım- incelenebilir. Fakat çocuk bunu farkederse sorsanız bile inkar ederek, faydadan çok zarar verebilir. Sanırım çocukla çok iyi bir arkadaş ilişkisi kurmak ve dahası güven sağlamak önemli. Evet en çok bu önemli. Annemle aram çok iyiydi ama sanırım o sorusuyla beni bir hayli rencide ettiğinden söyleyeceğim olacaksa bile vazgeçirmişti.
Bundan elinize ne geçer? Çocuğunuzun yada ne bileyim kardeşinizin maceralarını mahalleliden duymazsınız, durumundan haberiniz olur. Ama neye yarar? Burası Türkiye, ya bir temiz dayak atar çocuğu hiç yapmayacağı deliliklere sürüklersiniz, ya bir doktora gidersiniz o size, 1970'lerde tarih olan işkence yöntemlerini anlatır homofobisini üzerinize kusar, yada çocuğu evlendirmeye kalkarsınız, evlendiği kızın da başını yakarsınız, ya ne bileyim umudum yok benim. Çünkü basit bir örnek vereyim size, yaklaşımınıza göre siz karar verin.
Fransa'da liselerde prezervatif makineleri bulunuyor.
İşin aslı şu, Fransa'da da tüm Avrupa'da olduğu gibi, gençler dizginlenemediğinden, laf dinletilemediğinden, gençlerin gencecik yaşlarda hamile kalmasını yada hastalık bulaşmasını engellemek için, prezervatif makineleri kondu ve ücretsiz. Avrupa'lı başedemediği sorunları mümkün olan en az hasarla atlatmayı tercih eder. Biz ise başedemediğimiz sorunları kabul etmemeyi ve mümkün olan en ağır hasarla atlatmayı hatta erkekliğe laf gelmesindense atlatamamayı yeğleriz.
1970'lerde kabul edilen yöntemin esası da budur. Onlar da biliyor ameliyatla fiziksel cinsiyeti değiştirilenlerin anadan üryan kadın olmadığını, kabak gibi sırıttıklarını en azından ses konusunu çözemiyorlar. Ama öyle yaşayıp giderek sosyal bir felakete dönüşerek bu insanların daha büyük toplumsal sorunlar üretmesindense, daha az toplumsal sorunlar üretmesini tercih ediyorlar. Bayıldıklarından değil. O döneme kadar bir sürü çalışma, terapi, deney, zihinsel cinsiyetin geri dönüştürülemediğini göstermiş. Geriye kalan seçeneği yürürlüğe koymuşlar.
Şimdi gel gelelim ben bunu burada kime nasıl anlatayım o yaşta? Bir kız arkadaşıma anlattım. Zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Burası özellikle önemli.
Kız arkadaşım ki bir daha asla bir kadından böylesine içten bir yardım görmedim, aksine hep alay edildim, kendi meselesi gibi, nereden bulmuşsa araştırıp bulmuş, beni bir doktora götürdü.
İşte burası artık Avrupa ve Amerika'da resmi olarak kabul edilmiş bir disiplinin, Türkiye koşullarında nasıl kırılıma uğradığını gösteren içler acısı bir örnek. Tekrarlamak istiyorum, bu yöntemler oralarda da yıllarca uygulanarak sonuç alınamadığından, üstelik işleri daha da kötüleştirdiğinden terk edilmiş. Kimsenin oralarda transseksüellere yada eşcinsellere bayıldığını sanmayın.
Diğer bir günlükte de yazdığım gibi, bırakın 1970'lerden beri uygulanan prosedürleri uygulamayı, düpedüz güvenerek ve inanarak gittiğim bir profesyonelden ancak homofobik diyebileceğimiz bir yaklaşım gördüm. En azından yaşadığım sorunları sorsaydı ona mesela erkek arkadaşlarımı anlatacak, akıl alabilecektim.
Bu kadar uzun bir yazının özeti şudur; çocuğunuzu yada kardeşinizi yada her kimse, durumunu lise sonuna kadar farkettiniz ve size anlatmasını güven ilişkisi kurarak sağladınız sağladınız. Öteki türlü zaten su yolunu bulacaktır. Ondan sonrası zaten sizin kontrolünüz dışında gelişmeye başlayacaktır. En önemlisi güven unsurudur.
Şayet onu kaybetmeyi göze alırsanız, birşey diyemem. Ama büyük acılar yaşamasına engel olabilir misiniz, emin değilim ama mümkün olabilir. Çünkü olayın bir de şu yönü var, ne derseniz deyin, bazen bir musibet gerekiyor.
Fakat şu çok ama çok önemli; şayet bir transseksüelse, kendisini benim eskiden sandığım gibi bir eşcinsel sanması engellenebilir, bu da çok ütopik olan hayallerin derin hayal kırıklıklarıyla neticelenip, çocuğunuzun sosyal yaşamdan tümüyle kopması engellenebilir. Belki de Avrupalılar gibi düşünürsünüz belli mi olur?
İki İlginç Vak'a
Çalıştığım yerde, yeni birisi iş başı yaptığında, kulağıma söylentiler çalınmaya başlamıştı bile. Malum etiketler bir bir yapıştırılmaya başlanmıştı anlayacağınız. Aslına bakarsanız kulağıma çalınmıyordu insanlar bilhassa yanımda konuşuyor, bana söylemeye cesaret edemediklerini onun üzerinden söylüyorlardı.
Onun çalıştığı kata ise bir arkadaşımdan dolayı uğrama fırsatım oluyordu, özellikle öğle arasında, hatta kahve içer sohbet ederdik bolca.
Birkaç gün sonra uğradığımda ona da merhaba, hoş geldin dedim. Bu arada da farkettirmeden süzdüm ve büyük ihtimalle bir ts olduğuna karar verdim. Çünkü ortaokul arkadaşımdan farklıydı, tıpkı benim gibi kadınsı tavırları vardı. Ortaokul arkadaşımdan ise ancak mahalleli kendi arasında konuşurken haberim oldu. Oysa onun bugüne kadar e. olduğunu düşünmeme itecek hiçbir kadınsı tavrını görmemiştim.
Bu arada onun da beni süzdüğünü farkettim ama bunu farketmeme aldırış etmeden devam etti gözlerini kısarak. Rahatsızlık duydum, ve aslında kendim gibi bir arkadaşım olabileceği umudumun suya düşüşüyle hayal kırıklığına bile uğradım.
Bundan sonrası bir garipti. Ben o süzüşten sonra itina ile ondan uzak durmaya çalıştım, çünkü hayra alamet olmadığını anlamıştım. Arkadaşımın her yanına çıkışımda sohbet ederken konuya dahil oluyor, ben ak dersem o kara diyordu.
En sonunda kavga ettik. Birgün arkadaşımı kızdırmak için ona lastik atarken ki, ben ona bunu hep yapardım o da kızar kızar durur, eğlenirdik, bana kalkıp ona birşey olursa bozuşacağımızı sert ve yüksek bir tondan söyledi. Kavga etmek istiyorsa ona birşey olmasını beklememesini, çünkü olmayacağını söyledim, çünkü o lastikle o kadar uzaktan birşey olacağı yoktu. Ayrıca ona neydi, kimdi ve ne zaman koruyucusu olmuştu, ve dahası yanılmış olamazdım o zaman bir kızı o niye korumaya kalkıyordu. Aslında koruduğu kişi arkasından ona neler neler diyordu bir bilse, ironiye bakın.
Çok dokunmuştu bana bu durum. Pekala da o da beni çözmüştü ve aslında ne kadar kırılgan ve duyarlı olabileceğimi tahmin ediyordu. Üstelik arkasından konuştuklarını bile bile onların yüzünden bana bağırıyordu. Bugün bile pek çözebilmiş değilim.
Daha sonra onu işten attılar. Hiçbirşeyi beğenmiyor ve iyi iş de çıkartmıyormuş. Defalarca o kattaki arkadaşlarını aradı, sordu, yemeklere çağırdı. Bir kere bile ciddiye alan olmadı, sanırım bir kere nezaketen bir yemekli geceye davet ettiler. Aklıma geldikçe canım yanar.
Ya son olana ne demeli? Eski bir arkadaşımla haftada en az bir gece çay içmek için buluşur sohbet ederiz. Evliliği, ve kadınlarla ilişkileri konusunda hep her dediğim çıkmıştır ama o uslanmaz bir kabul etmeyicidir, hep güldürür ve de kızdırır beni. Arkadaşlarının açtığı bir kafeye götürür hep. İlk götürdüğünde, garsonlardan biri siparişi alırken ve arkadaşımla konuşurken mesajı aldım. Birkaç kere gittikten sonra, bu adamın ısrarla yüzüme bakmadığını ve benimle konuşmamaya özen gösterdiğini farkettim. Ben birşey söylediğimde ya arkadaşıma dönüp cevap veriyor, yada havaya. Doğal bir felaket miyim, yoksa bu bir ironi rekoru denemesi midir yoksa transseksüel erkekler uslanmak bilmeyen özel bir tür salak mıdır bilmiyorum ama gerçekten farkedilmeyecek gibi değil. Beni de öyle 10 metre öteden bağıran bir tip sanmayın. Ama arif olan kesinlikle anlıyor, konuşmanın bir yerinden, bir el hareketinden. Çünkü erkekleri de yeterince inceleme fırsatım oldu ve oluyor, zaten birisinin bedeni içindeyim. Bu tarz ipuçlarını erkeklerde ve erkek eşcinsellerde görmezsiniz. Yalnızca kadınlığa mahsustur. Arkadaşıma mı kesiliyor da bozuluyor, bana mı gıcık oldu olduysa niye bilmem ama ben hani neredeyse hiçbir heteroseksüel erkekten böyle bir muamele görmüş adam değilim, bunlar niye böyle yapıyorlar hiçbir fikrim yok. Tabi o böyle yapınca ben de artık şöyle yapıyorum, mesela arkadaşım adamı çağırıyor, ben de ona söylemek yerine arkadaşıma söylüyorum. Ne yapayım bilmiyorum, çünkü bir de suratını hafif bir ekşitmesi varki gerçekten rahatsızlık verici ve bence biri bana suratını ekşitiyorsa bunu hak etmeliyim. Galiba, birgün dayanamayıp bunu hak edecek bir şey yapacağım. Bilmiyorum. Niye hiç bilmiyorum.
Şimdi her iki örneğin de bu travmanın hangi safhasında olduklarını anlamaya çalışıyorum. Örneğin, kendilerini pasif yada eşit ağırlıklı eşcinsel sandıkları mosmor palavralar bölümünde olabilirler. Bu bölümde kahramanlarımız kendilerini eşcinsel sanırlar ve eşcinsel sitelerinin topunda birer profilleri vardır. Ama sıkı çocuklar genellikle şöyle yazarlar profillerinde "lütfen pasifler ve kadınsılar uzak dursun!". Çünkü eşcinseller kadınsı tiplerden hoşlanmazlar, ve çat diye lafı koyarlar "kadın istesem bir kadın ararım zaten kıtlık yok". Bu durumda geriye tek bir seçenek kalır, kadınsı olmamak ve kadınsıları beğenmeyip horlamak. Ama zamanla muhtemelen 40'lı yaşlarda yani benim çözdüğümden tam 20 küsür yıl sonra çözecekler olayı. İki ayrı tür, anlaşamazlar, ayrıca eşcinseller kimseyle anlaşamazlar, onlar birbirleriyle de anlaşamazlar. Bir grup eşcinsel arkadaşa denk gelmişseniz muhtemelen hepsi birbiriyle en az bir kere yatmıştır ve sevgililikleri bundan ibarettir, hatta sevgiliyken bile başkalarıyla yatmışlardır. Onları kim çözebilmiş ki zaten. Sorun şu onlar hallerinden memnun. Transseksüellerin ise karşılıkları yok. Bu kadar. Acı gerçek.
Yani sanırım ironi rekorunu kırarak göçüp gideceğim cancağızlarım.
Onun çalıştığı kata ise bir arkadaşımdan dolayı uğrama fırsatım oluyordu, özellikle öğle arasında, hatta kahve içer sohbet ederdik bolca.
Birkaç gün sonra uğradığımda ona da merhaba, hoş geldin dedim. Bu arada da farkettirmeden süzdüm ve büyük ihtimalle bir ts olduğuna karar verdim. Çünkü ortaokul arkadaşımdan farklıydı, tıpkı benim gibi kadınsı tavırları vardı. Ortaokul arkadaşımdan ise ancak mahalleli kendi arasında konuşurken haberim oldu. Oysa onun bugüne kadar e. olduğunu düşünmeme itecek hiçbir kadınsı tavrını görmemiştim.
Bu arada onun da beni süzdüğünü farkettim ama bunu farketmeme aldırış etmeden devam etti gözlerini kısarak. Rahatsızlık duydum, ve aslında kendim gibi bir arkadaşım olabileceği umudumun suya düşüşüyle hayal kırıklığına bile uğradım.
Bundan sonrası bir garipti. Ben o süzüşten sonra itina ile ondan uzak durmaya çalıştım, çünkü hayra alamet olmadığını anlamıştım. Arkadaşımın her yanına çıkışımda sohbet ederken konuya dahil oluyor, ben ak dersem o kara diyordu.
En sonunda kavga ettik. Birgün arkadaşımı kızdırmak için ona lastik atarken ki, ben ona bunu hep yapardım o da kızar kızar durur, eğlenirdik, bana kalkıp ona birşey olursa bozuşacağımızı sert ve yüksek bir tondan söyledi. Kavga etmek istiyorsa ona birşey olmasını beklememesini, çünkü olmayacağını söyledim, çünkü o lastikle o kadar uzaktan birşey olacağı yoktu. Ayrıca ona neydi, kimdi ve ne zaman koruyucusu olmuştu, ve dahası yanılmış olamazdım o zaman bir kızı o niye korumaya kalkıyordu. Aslında koruduğu kişi arkasından ona neler neler diyordu bir bilse, ironiye bakın.
Çok dokunmuştu bana bu durum. Pekala da o da beni çözmüştü ve aslında ne kadar kırılgan ve duyarlı olabileceğimi tahmin ediyordu. Üstelik arkasından konuştuklarını bile bile onların yüzünden bana bağırıyordu. Bugün bile pek çözebilmiş değilim.
Daha sonra onu işten attılar. Hiçbirşeyi beğenmiyor ve iyi iş de çıkartmıyormuş. Defalarca o kattaki arkadaşlarını aradı, sordu, yemeklere çağırdı. Bir kere bile ciddiye alan olmadı, sanırım bir kere nezaketen bir yemekli geceye davet ettiler. Aklıma geldikçe canım yanar.
Ya son olana ne demeli? Eski bir arkadaşımla haftada en az bir gece çay içmek için buluşur sohbet ederiz. Evliliği, ve kadınlarla ilişkileri konusunda hep her dediğim çıkmıştır ama o uslanmaz bir kabul etmeyicidir, hep güldürür ve de kızdırır beni. Arkadaşlarının açtığı bir kafeye götürür hep. İlk götürdüğünde, garsonlardan biri siparişi alırken ve arkadaşımla konuşurken mesajı aldım. Birkaç kere gittikten sonra, bu adamın ısrarla yüzüme bakmadığını ve benimle konuşmamaya özen gösterdiğini farkettim. Ben birşey söylediğimde ya arkadaşıma dönüp cevap veriyor, yada havaya. Doğal bir felaket miyim, yoksa bu bir ironi rekoru denemesi midir yoksa transseksüel erkekler uslanmak bilmeyen özel bir tür salak mıdır bilmiyorum ama gerçekten farkedilmeyecek gibi değil. Beni de öyle 10 metre öteden bağıran bir tip sanmayın. Ama arif olan kesinlikle anlıyor, konuşmanın bir yerinden, bir el hareketinden. Çünkü erkekleri de yeterince inceleme fırsatım oldu ve oluyor, zaten birisinin bedeni içindeyim. Bu tarz ipuçlarını erkeklerde ve erkek eşcinsellerde görmezsiniz. Yalnızca kadınlığa mahsustur. Arkadaşıma mı kesiliyor da bozuluyor, bana mı gıcık oldu olduysa niye bilmem ama ben hani neredeyse hiçbir heteroseksüel erkekten böyle bir muamele görmüş adam değilim, bunlar niye böyle yapıyorlar hiçbir fikrim yok. Tabi o böyle yapınca ben de artık şöyle yapıyorum, mesela arkadaşım adamı çağırıyor, ben de ona söylemek yerine arkadaşıma söylüyorum. Ne yapayım bilmiyorum, çünkü bir de suratını hafif bir ekşitmesi varki gerçekten rahatsızlık verici ve bence biri bana suratını ekşitiyorsa bunu hak etmeliyim. Galiba, birgün dayanamayıp bunu hak edecek bir şey yapacağım. Bilmiyorum. Niye hiç bilmiyorum.
Şimdi her iki örneğin de bu travmanın hangi safhasında olduklarını anlamaya çalışıyorum. Örneğin, kendilerini pasif yada eşit ağırlıklı eşcinsel sandıkları mosmor palavralar bölümünde olabilirler. Bu bölümde kahramanlarımız kendilerini eşcinsel sanırlar ve eşcinsel sitelerinin topunda birer profilleri vardır. Ama sıkı çocuklar genellikle şöyle yazarlar profillerinde "lütfen pasifler ve kadınsılar uzak dursun!". Çünkü eşcinseller kadınsı tiplerden hoşlanmazlar, ve çat diye lafı koyarlar "kadın istesem bir kadın ararım zaten kıtlık yok". Bu durumda geriye tek bir seçenek kalır, kadınsı olmamak ve kadınsıları beğenmeyip horlamak. Ama zamanla muhtemelen 40'lı yaşlarda yani benim çözdüğümden tam 20 küsür yıl sonra çözecekler olayı. İki ayrı tür, anlaşamazlar, ayrıca eşcinseller kimseyle anlaşamazlar, onlar birbirleriyle de anlaşamazlar. Bir grup eşcinsel arkadaşa denk gelmişseniz muhtemelen hepsi birbiriyle en az bir kere yatmıştır ve sevgililikleri bundan ibarettir, hatta sevgiliyken bile başkalarıyla yatmışlardır. Onları kim çözebilmiş ki zaten. Sorun şu onlar hallerinden memnun. Transseksüellerin ise karşılıkları yok. Bu kadar. Acı gerçek.
Yani sanırım ironi rekorunu kırarak göçüp gideceğim cancağızlarım.
Etiketler:
Neler Oldu Neler Olacak? Transseksüellere
İnsanların Sizi Anlamasını Beklemeyin.
Kulağa hiç hoş gelmediğini biliyorum. Ama sizi hiçbir zaman anlamayacaklarını da biliyorum. Siz bunu yakın bir arkadaşınıza bahsettiğiniz zaman (bu arkadaşınızın heteroseksüel olduğunu varsayıyorum), önce yakından ilgilenecek, sizi can kulağıyla dinleyecektir. Çünkü ilgisini çekecektir. Çünkü bu, muhtemelen duyup duyacağı en sıradışı ve ilgi uyandırıcı konudur. Bir de ülkemizdeki duayenlerini düşünün. Gerçekten soluksuz dinlenmeye değerdir. Ama bir süre sonra ilgisini yitirecek, sizi yiyip bitiren, hayatı işkenceye çeviren sorununuza karşı sizi üzebilecek kadar duyarsızlaşacak, hatta sizi çok kırabilecek tepkiler verecektir. Bazıları da sizi nazikçe ıskartaya ayıracaktır.
Bunlara hazırlıklı olun. Şöyle düşünün; bir bakın onların hayatlarına, böyle bir sorunu olmamasına rağmen, hepsinin hayatları birbirinden sorunlu. Sayısız sohbete, yazıya, filme konu olan sorunlarını anlamaktan ve çözmekten acizler. Çoğu zaman sizi hayretler içinde bırakan sorunlarını anlayamayan insanların sizi anlayabilmesi zaten pek mantık hesabına uymuyor.
Dahası, toplumun genel yapısını bir düşünün. İnsanların sizi önemsemesi, sorununuzu anlayabilmesi için nedene ihtiyaçları olacaktır. Ne kadar pragmatik olduklarını bir düşünün. Hepsinin telefon rehberlerinde yüzlerce telefon numarası "belki bir gün işim düşer" hesabıyla kayıtlı değil mi? Denklem aslında bu kadar basit. Neden? İlk nedeni saydım; merak. Meraklarını giderdikten sonra başka bir nedenleri kalmamışsa sizi neden dinlesinler, anlasınlar, önemsesinler? Nedenleri tükettikçe, birbir el ayak çektiklerine şahit olacaksınız.
Masum insan yoktur. Bu, benim tecrübelerimden öğrendiğim şey. Ben, hayat denen işkenceden çok, onca yıllık arkadaşlarımdan gördüğüm davranışlardan üzüntü duyuyorum. Belki de beni en çok inciten arkadaşlarım olmuştur.
Bu sorunu yaşayan biriyseniz ne kadar anlaşılmak istediğinizi çok iyi biliyorum. Ama inanın bazen ketum olmak anlaşılamıyor olmanın, anlatamıyor olmanın verdiği acıdan daha az acı verecektir size.
Yirmi yıldır sorununuzu bilen, yirmi yıldır onu rahatsız edecek bir tavrınızı görmeyen, görmediği için de sizinle rahatça görüşen bir arkadaşınız yirmi birinci yılında, mesela "böyle gidersen başıma kalacaksın evlen artık" diyerek yaptığınız bir espiriyi gayet kaba bir sokak ağzıyla "... lan sana mı kalcam!" şeklinde yanıtlayabilir.
Homoseksüel arkadaşlarınız da olabilir. Unutmayın homoseksüellik ile transseksüellik birbirinden çok farklı şeylerdir. Benim kendi çevremdeki homoseksüel arkadaşlarımla olan tecrübelerim ne yazık ki heteroseksüel arkadaşlarımla olankilerden daha da vahim. Örneğin ortaokuldaki sıra arkadaşım; beni anlamak, savunmak şöyle dursun, herkesin içinde çok kere aşağılayıcı espirilerle yerin dibine geçirmiştir. Aslına bakarsanız, yaşadığım şaşkınlık ve hayret karşısında dona kalıp cevap bile verememişimdir. Kişisel önerim, siz böyle yapmayın. Şayet sizi bir şekilde aşağılayan birisi olursa, sessiz kalmayın. Hele hele bu kişi herkesin içinde "iyiki geldin bizim de, ibnemiz yoktu zaten" diyorsa, ha bir de bu kişi mahallice nerelere gittiği ve neler yaptığı bilinen bir Taksim müdavimi ise kesinlikle ve kesinlikle şaşkınlığınızı üzerinizden hemen atın ve hiç yapmadığınız bir şeyi tereddüt etmeden yapın. Güvenin bana. Çünkü böyle yapmazsanız bundan cesaret alacak ve sizi diline dolayacaktır. Yumruğunuzu sıkın ve suratına sıkı bir yumruk patlatın. Bundan sonra ne size bulaşacak, ne de artık kendisini aşağılamaya cesaret edecektir, çünkü aslında aşağıladığı kendisidir ve sadece acısını sizden çıkartmayı deniyordur.
Unutmayın sizin karakteriniz, etrafınızda gördüğünüz herkesten daha kırılgan ve duyarlı. İnsani duygular bakımından neredeyse iki kere insansınız. Bu, özenle korunmaya fazlasıyla değer bir şeydir.
Bunlara hazırlıklı olun. Şöyle düşünün; bir bakın onların hayatlarına, böyle bir sorunu olmamasına rağmen, hepsinin hayatları birbirinden sorunlu. Sayısız sohbete, yazıya, filme konu olan sorunlarını anlamaktan ve çözmekten acizler. Çoğu zaman sizi hayretler içinde bırakan sorunlarını anlayamayan insanların sizi anlayabilmesi zaten pek mantık hesabına uymuyor.
Dahası, toplumun genel yapısını bir düşünün. İnsanların sizi önemsemesi, sorununuzu anlayabilmesi için nedene ihtiyaçları olacaktır. Ne kadar pragmatik olduklarını bir düşünün. Hepsinin telefon rehberlerinde yüzlerce telefon numarası "belki bir gün işim düşer" hesabıyla kayıtlı değil mi? Denklem aslında bu kadar basit. Neden? İlk nedeni saydım; merak. Meraklarını giderdikten sonra başka bir nedenleri kalmamışsa sizi neden dinlesinler, anlasınlar, önemsesinler? Nedenleri tükettikçe, birbir el ayak çektiklerine şahit olacaksınız.
Masum insan yoktur. Bu, benim tecrübelerimden öğrendiğim şey. Ben, hayat denen işkenceden çok, onca yıllık arkadaşlarımdan gördüğüm davranışlardan üzüntü duyuyorum. Belki de beni en çok inciten arkadaşlarım olmuştur.
Bu sorunu yaşayan biriyseniz ne kadar anlaşılmak istediğinizi çok iyi biliyorum. Ama inanın bazen ketum olmak anlaşılamıyor olmanın, anlatamıyor olmanın verdiği acıdan daha az acı verecektir size.
Yirmi yıldır sorununuzu bilen, yirmi yıldır onu rahatsız edecek bir tavrınızı görmeyen, görmediği için de sizinle rahatça görüşen bir arkadaşınız yirmi birinci yılında, mesela "böyle gidersen başıma kalacaksın evlen artık" diyerek yaptığınız bir espiriyi gayet kaba bir sokak ağzıyla "... lan sana mı kalcam!" şeklinde yanıtlayabilir.
Homoseksüel arkadaşlarınız da olabilir. Unutmayın homoseksüellik ile transseksüellik birbirinden çok farklı şeylerdir. Benim kendi çevremdeki homoseksüel arkadaşlarımla olan tecrübelerim ne yazık ki heteroseksüel arkadaşlarımla olankilerden daha da vahim. Örneğin ortaokuldaki sıra arkadaşım; beni anlamak, savunmak şöyle dursun, herkesin içinde çok kere aşağılayıcı espirilerle yerin dibine geçirmiştir. Aslına bakarsanız, yaşadığım şaşkınlık ve hayret karşısında dona kalıp cevap bile verememişimdir. Kişisel önerim, siz böyle yapmayın. Şayet sizi bir şekilde aşağılayan birisi olursa, sessiz kalmayın. Hele hele bu kişi herkesin içinde "iyiki geldin bizim de, ibnemiz yoktu zaten" diyorsa, ha bir de bu kişi mahallice nerelere gittiği ve neler yaptığı bilinen bir Taksim müdavimi ise kesinlikle ve kesinlikle şaşkınlığınızı üzerinizden hemen atın ve hiç yapmadığınız bir şeyi tereddüt etmeden yapın. Güvenin bana. Çünkü böyle yapmazsanız bundan cesaret alacak ve sizi diline dolayacaktır. Yumruğunuzu sıkın ve suratına sıkı bir yumruk patlatın. Bundan sonra ne size bulaşacak, ne de artık kendisini aşağılamaya cesaret edecektir, çünkü aslında aşağıladığı kendisidir ve sadece acısını sizden çıkartmayı deniyordur.
Unutmayın sizin karakteriniz, etrafınızda gördüğünüz herkesten daha kırılgan ve duyarlı. İnsani duygular bakımından neredeyse iki kere insansınız. Bu, özenle korunmaya fazlasıyla değer bir şeydir.
Etiketler:
Neler Oldu Neler Olacak? Transseksüellere
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)